Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatının son döneminde yaşadığı zorlu günler, Türk milletinin belleğinde derin izler bırakmış acı bir sayfa olarak yer almaktadır. Modern Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusunun 1938 yılının kasım ayında yaşadığı son anlar, hem tarihi hem de insani açıdan büyük önem taşımaktadır.
Cumhuriyet'in 15. Yılında Zorlu Bir Süreç
1938 yılının 29 Ekim'inde kutlanan Cumhuriyet'in on beşinci yıldönümü, Atatürk için son bayram kutlaması oldu. Bu tarihten 7 Kasım'a kadar geçen on günlük süre boyunca Atatürk'ün sağlık durumu kritik bir seyir izledi. Siroz hastalığının son evresinde bulunan büyük önder, yarı bilinçli bir halde günlerini geçiriyordu.
Bu dönemde Atatürk'ün beslenme düzeni son derece kısıtlı hale gelmişti. Sadece süt, pirinç suyu ve taze meyve sularıyla beslenen Atatürk, uyanık olduğu kısa anlarda çevresindekilere anlamlı sözler söyleyebiliyor, ancak çoğu zaman yarı uyku halinde mırıldanıyordu.
Hatay'dan Gelen Enginarlar: Gerçekleşmeyen Son Temenni
Atatürk'ün hastalığının ilerleyen günlerinde yaşanan en duygusal anlardan biri, enginar yemeği isteğiyle ilgilidir. O dönem için sıra dışı sayılabilecek bu talebi, Atatürk'ün çocukluğundan beri sevdiği bir yemekti. Ancak kasım ayında İstanbul pazarlarında taze enginar bulmak imkansızdı.
Durumu öğrenen yakın çevre, hemen harekete geçti. O sıralarda Fransa'dan yeni ayrılıp Türkiye'ye katılan Hatay bölgesinden enginar temin edilmesi kararlaştırıldı. Enginarlar özenle toplanıp İstanbul'a gönderildi. Ne var ki kaderin acı cilvesi, enginarlar Dolmabahçe Sarayı'na ulaştığında Atatürk artık derin bir uykuya dalmıştı ve bir daha uyanamayacaktı.
Bu olay, tarih kitaplarında küçük bir ayrıntı gibi görünse de Atatürk'ün insani yönünü gösteren önemli bir anekdot olarak hafızalarda yer etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu gibi büyük bir liderin, hayatının son günlerinde bile gündelik zevklerini hatırlaması, onun insan olarak sahip olduğu doğal yanı ortaya koymaktadır.
5 Kasım Cumartesi: Son Vedalaşma Anları
Kasım ayının beşinci günü, Atatürk hafifçe ayıldı. Bu kısa bilinç anında başucunda üç önemli kadın vardı: Manevi kız kardeşi Makbule Hanım, manevi kızları Afet İnan ve Sabiha Gökçen. Bu üç kadın, yıllardır Atatürk'ün hayatında önemli roller üstlenmiş, onun ailesi olmuşlardı.
Vedalaşma anı son derece hüzünlüydü. Üç kadın, Atatürk'ün hastalık nedeniyle iyice incelen ve kemikleşen elini teker teker öptüler. Bu an, aslında büyük önderin ailesinden aldığı son vedaydı. Artık Atatürk'ün bedeni, siroz hastalığının getirdiği komplikasyonlarla tam anlamıyla mücadele halindeydi.
Karnında biriken sıvı, ciddi boyutlara ulaşmıştı. Bu sıvı baskısı göğüs kafesine ve kalbe doğru yayılıyor, nefes almayı neredeyse imkansız hale getiriyordu. Atatürk'ün yüzünden okunan ıstırap ifadesi, acının ne kadar şiddetli olduğunu gösteriyordu.
7 Kasım Pazartesi Sabahı: Emir Veren Önder
Kasım ayının yedinci günü sabahı, Atatürk sırtüstü yatarken tükürmeye başladı. Tükürüğünde kan görülmesi üzerine doktorlar acilen çağrıldı. Başhekimi Dr. Nihat Reşat Belger ve diğer doktorlar, hemen Atatürk'ün başucuna koştular.
Atatürk, son derece zayıf durumda olmasına rağmen kararlı bir ses tonuyla doktoruna hitap etti:
"Doktor, karnımdan bu suyu çekme zamanı geldi. Çünkü bu sıvı nefesime dokunuyor. Soluk almamı güçleştiriyor. Bunu çekip alın."
Dr. Belger, ameliyatı bir gün ertelemek istedi. Atatürk'ün zayıflamış kalbini güçlendirmek için hazırlık yapılması gerekiyordu. Ancak Atatürk, dayanma gücünün kalmadığını biliyordu:
"Emrediyorum, bunu bugün çekin."
Bu, Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatının son emriydi. Odadaki hiçbir doktor, bu kararlı buyruğa karşı gelemedi.
Hasan Rıza Soyak'ın Tanıklığı
Atatürk'ün Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak, o anları yakından gözlemledi. Doktorlar ameliyat hazırlığı yapmak üzere odadan çıkınca Atatürk'ün kaşlarının çatıldığını gördü. Hiddetli bir sesle şu sözleri söyledi:
"Niçin tereddüt ediyorlar? Olacak olur."
Ardından karnını işaret ederek Fransızca "C'est insupportable" yani "Bu dayanılmaz" dedi. Bu ifade, Atatürk'ün çektiği acının boyutlarını gözler önüne seriyordu.
Üçüncü Ponksiyon Ameliyatı
7 Kasım günü öğlen saat 12:20'de üçüncü ponksiyon işlemi başlatıldı. Bu sefer ameliyatı Dr. Mim Kemal Öke yerine Dr. Mehmet Kâmil Berk gerçekleştirdi. Ponksiyon, karın boşluğunda biriken sıvının özel bir iğne yardımıyla dışarı alınması işlemidir.
Dr. Nihat Reşat Belger'in hatıralarında anlattığına göre, Atatürk ameliyat sırasında bile emirler veriyordu:
"Kaç litre var? Sayın."
Dr. Belger, Atatürk'ü yormamak ve endişelendirmemek için her yarım litreyi bir litre olarak sayarak "12 litre" dedi. Gerçekte ise karnından altı litre sıvı çekilmişti. Bu miktar, hastalığın ne kadar ilerlediğini gösteriyordu.
Ameliyat Sonrası Son Saatler
Ponksiyon ameliyatı sonrasında Atatürk'ün ateşi hafif yükseldi, ancak nefes almada belirgin bir rahatlama oldu. Akşam saat 20:00'den gece yarısına kadar oldukça sakin bir uyku çekti. Bu, son huzurlu uykusuydu.
Gece yarısı uyandığında artık kendinde değildi. 8 Kasım'ın ilk dakikalarında bilinç kaybı başladı ve Atatürk komaya girdi. Bundan sonraki iki gün boyunca bilinçsiz bir halde yatakta kalacak ve 10 Kasım 1938 Perşembe günü sabah saat 09:05'te hayata veda edecekti.
Karakterin Son Tezahürü
Atatürk'ün son günlerinde sergilediği tutum, onun tüm yaşamı boyunca gösterdiği kararlılık ve güç ile paralellik göstermektedir. Ölüm yatağında bile net emirler veren, durumu değerlendiren ve kararlar alan bir lider profili çizmektedir.
Gerçekleşmeyen enginar yemeği isteği ise, bu büyük komutanın ve devlet adamının aynı zamanda basit insan zevkleri olan bir birey olduğunu hatırlatmaktadır. Çocukluğundan beri sevdiği bir yemeği son günlerinde istemesi, Atatürk'ün insani yönünü gösteren önemli bir detaydır.
Sonuç: Ölümsüz Bir Miras
Mustafa Kemal Atatürk'ün 7 Kasım 1938 tarihindeki bu olayları, sadece tarihi bir kayıt değil, aynı zamanda bir insanın yaşam mücadelesinin son sahnelerini gözler önüne seren duygusal bir anlatıdır.
Atatürk'ü sadece askeri zaferleri ve siyasi başarılarıyla değil, insani yönüyle de anlamak önemlidir. Enginar isteği, son emri, doktorlarına karşı takındığı tutum - bunların hepsi Atatürk'ün çok yönlü kişiliğinin farklı yansımalarıdır.
Bugün, onlarca yıl sonra, Atatürk'ün son günlerini anmak, sadece geçmişe saygı göstermek değil, aynı zamanda bir liderin ve insanın değerini kavramaktır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ü saygı, minnet ve rahmetle anıyoruz.

0 Yorumlar