Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarına damgasını vuran olaylardan biri, İttihat ve Terakki Partisi liderlerinin 1918 yılının kasım ayında gerçekleştirdikleri dramatik kaçıştır. Birinci Dünya Savaşı'nın kaybedilmesinin ardından yaşanan bu olay, sadece birkaç siyasi liderin ülkeyi terk etmesinden ibaret değildi; bir imparatorluğun çöküşünün sembolü haline geldi.
Osmanlı'nın Son Günleri ve İttihat ve Terakki'nin Durumu
1918 yılının sonbaharı, Osmanlı Devleti için son derece çalkantılı bir dönemdi. Dört yıl süren Birinci Dünya Savaşı, İttifak Devletleri'nin yenilgisiyle sonuçlanmak üzereydi. Osmanlı cephelerinde art arda gelen mağlubiyetler, İstanbul'da siyasi krizlere yol açmıştı. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin önde gelen isimleri, savaşın kaybedilmesinin sorumluluğunu taşıyorlardı ve yaklaşan hesaplaşmadan endişe duyuyorlardı.
30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması, Osmanlı'nın savaştan çekilmesini resmileştirmiş ve İtilaf Devletleri'ne geniş yetkiler tanımıştı. Bu anlaşmanın ardından İttihatçı liderler için durum iyice ağırlaşmıştı. İtilaf güçleri, özellikle de İngilizler, savaş suçları gerekçesiyle bu liderlerin yargılanmasını talep ediyordu.
Tarabya'dan Başlayan Gizli Operasyon
1 Kasım 1918 gecesi saat 21.00 sularında İstanbul'un sessiz semtlerinden biri olan Tarabya'da olağanüstü bir sahne yaşandı. Boğaz'ın karanlık sularında bekleyen bir Alman denizaltısına, gece karanlığında küçük kayıklarla yaklaşık 30 kişilik bir grup taşındı. Bu grup arasında Osmanlı siyasetinin en güçlü isimleri vardı: Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa.
Kaptan Yüzbaşı Kagerah komutasındaki bu denizaltı, İttihatçı liderlerin son kurtuluş umudu olmuştu. Alman müttefikleri, yenik de olsalar eski ortaklarına bu son yardımı sunmaktan geri durmamışlardı. Denizaltı, İstanbul Boğazı'ndan sessizce geçerek Karadeniz'in derin sularına açıldı.
Karadeniz'de Tehlikeli Yolculuk
Yaklaşık 24 saat süren bu gizli yolculuk, tarihin en riskli kaçış girişimlerinden biriydi. Denizaltı, 2 Kasım 1918'de Kırım yarımadasındaki Sivastopol limanına ulaştı. O dönemde Sivastopol, henüz tam olarak istikrar kazanmamış bir bölgeydi. Rusya'da Çarlık rejimi yıkılmış, Bolşevik Devrimi gerçekleşmişti ve bölge karmaşık bir siyasi ortamın içindeydi.
3 Kasım 1918'de kaçak grup, Alman Amiral Albert Hopman'la görüştü. Bu görüşmeden sonra İttihatçı liderler farklı yönlere dağılma kararı aldılar. Her biri, Osmanlı topraklarından uzakta yeni bir hayat kurmaya çalışacaktı.
Dr. Mete Soytürk'ün Araştırmaları ve Tarihi Belgeler
Bu tarihi kaçışın ayrıntıları, 1933 yılında Almanya'da bulunan araştırmacı-yazar Dr. Mete Soytürk tarafından gün yüzüne çıkarıldı. Soytürk, Alman denizaltı subayı Kurmay Yüzbaşı Herman Baltzer'in ifadelerine ulaşarak bu olayın bilinmeyen yönlerini ortaya koydu.
Baltzer'in tanıklıkları, kaçışın nasıl planlandığını, denizaltının rotasını ve yolculuk sırasında yaşanan zorlukları detaylı biçimde anlatıyordu. Bu belgeler, tarihin karanlık kalmış sayfalarından birine ışık tutmuş ve İttihat ve Terakki liderlerinin son günlerini anlamamız için önemli bir kaynak oluşturmuştur.
Üç Paşanın Farklı Akıbetleri
Sivastopol'dan sonra her bir liderin yolu ayrıldı ve her biri farklı bir sonla karşılaştı:
Talat Paşa'nın Berlin'deki Sonu
İttihat ve Terakki'nin eski Sadrazamı Talat Paşa, Almanya'yı sürgün yeri olarak seçti. Berlin'de yaşamaya başlayan Talat Paşa, 15 Mart 1921 tarihinde bir Ermeni militan olan Soghomon Tehlirian tarafından sokak ortasında öldürüldü. Tehlirian, Ermeni soykırımı iddialarıyla Talat Paşa'yı hedef aldığını belirtti. Almanya'da yapılan yargılama sonucunda beraat eden Tehlirian'ın davası, uluslararası kamuoyunda büyük yankı uyandırdı.
Cemal Paşa'nın Kafkasya'daki Ölümü
Bahriye Nazırı ve 4. Ordu Komutanı olan Cemal Paşa ise daha farklı bir yol izledi. Bir süre Afganistan'da kaldıktan sonra Kafkasya'ya geçti. 21 Temmuz 1922'de Tiflis'te (günümüz Tiflis'i) yine Ermeni militanlar tarafından düzenlenen bir suikast sonucu hayatını kaybetti. Cemal Paşa'nın ölümü, İttihatçı liderlerin sürgündeki trajik sonlarının bir diğer örneği oldu.
Enver Paşa'nın Pan-Türkist Mücadelesi
Harbiye Nazırı ve askeri liderlerin en etkili ismi olan Enver Paşa, sürgünde bile hayallerinden vazgeçmedi. Kafkasya ve Orta Asya'ya yönelen Enver Paşa, Pan-Türkist fikirlerini gerçekleştirmek için Sovyet Rusya'ya karşı mücadeleye devam etti. 4 Ağustos 1922'de Tacikistan'ın Belcivan köyü yakınlarında Kızıl Ordu kuvvetleriyle girdiği çatışmada hayatını kaybetti. Enver Paşa'nın ölümü, bir dönemin sembol isimlerinden birinin sona erişini simgeliyordu.
Mustafa Kemal'in Net Tavrı: Maceracılara Yer Yok
İttihat ve Terakki liderlerinin sürgün hikayesinin belki de en önemli bölümlerinden biri, Enver Paşa ile Mustafa Kemal Paşa arasında yaşanan diplomatik gerilimdir. 1921 yılının temmuz ayında, kritik Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde Enver Paşa, yeğeni Nuri Paşa aracılığıyla Batum'dan Ankara'ya gelmek istediğini bildirdi.
Enver Paşa'nın niyeti, Milli Mücadele'ye katılmak ve belki de liderlik rolü üstlenmekti. Ancak Mustafa Kemal Paşa'nın cevabı tarihe geçecek kadar kesindi: "Türk milletinin artık maceracılara ihtiyacı olmadığını" iletti. Bu yanıt, yeni Türkiye'nin vizyonunu net biçimde ortaya koyuyordu.
Mustafa Kemal Paşa, İttihat ve Terakki'nin maceraperest politikalarının Osmanlı'yı felakete sürüklediğini biliyordu. Kurtuluş Savaşı'nın başarısı için gerçekçi, millete dayanan ve hesaplı bir strateji gerekiyordu. Enver Paşa'nın reddedilmesi, eski düzenle yeni düzen arasındaki farkı simgelemekteydi.
Bir Dönemin Kapanışı, Yeni Bir Çağın Başlangıcı
2 Kasım 1918 gecesi Tarabya'dan kalkan o Alman denizaltısı, yalnızca birkaç siyasi lideri değil, tüm bir dönemi de beraberinde götürdü. İttihat ve Terakki'nin "ordu-millet" doktrini, savaş diplomasisi ve Pan-İslam/Pan-Türkist idealleri, imparatorluğu büyük bir yıkıma sürüklemişti.
Bu kaçış, paradoksal biçimilde yeni Türkiye'nin doğuşuna da zemin hazırladı. Eski liderlerin terk ettiği topraklarda, Mustafa Kemal Paşa önderliğinde bambaşka bir mücadele başladı. Milli Mücadele, İttihat ve Terakki'nin aksine milletin tüm kesimlerini kucaklayan, gerçekçi hedefler koyan ve başarıya ulaşan bir hareket oldu.
Tarihin Dersleri ve Günümüze Yansımalar
İttihat ve Terakki liderlerinin kaçışı ve ardından yaşananlar, siyasi tarihimizin en öğretici örneklerinden biridir. Bu olay bize şunları hatırlatmaktadır:
Siyasi liderlik sorumluluğu gerektirir ve alınan kararların bedeli ağır olabilir. İttihatçı liderler, aldıkları kararların sonuçlarından kaçmaya çalışsalar da sonunda her biri hesap vermiştir.
Maceraperest dış politika, bir ülkeyi felakete sürükleyebilir. İttihat ve Terakki'nin Birinci Dünya Savaşı'na girme kararı ve savaş yönetimindeki hataları, Osmanlı'nın sonunu hızlandırmıştır.
Yeni dönemler, yeni vizyonlar gerektirir. Mustafa Kemal Paşa'nın Enver Paşa'yı reddetmesi, geçmişin hatalarını tekrarlamamak için bilinçli bir tercihtir.
Sonuç: Karanlıkta Yazılan Tarih
2 Kasım 1918 gecesi yaşanan o karanlık denizaltı yolculuğu, Osmanlı İmparatorluğu'nun batışının en çarpıcı sembollerinden biri olarak tarihe geçti. Bir zamanlar imparatorluğu yöneten güçlü liderler, şimdi gece karanlığında kaçak olarak ülkelerini terk ediyorlardı.
Ancak her son aynı zamanda bir başlangıçtır. İttihatçıların kaçışından birkaç yıl sonra, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuyla yepyeni bir çağ başladı. Tarihin o karanlık gecesi, aslında umudun ve yeniden doğuşun da ilk adımıydı.
Bu hikaye, liderlerin sorumluluğunu, siyasi kararların ağır sonuçlarını ve bir milletin direniş gücünü bizlere hatırlatmaya devam ediyor. 2 Kasım 1918 gecesi sadece bir kaçış hikayesi değil, aynı zamanda büyük dönüşümlerin ve hesaplaşmaların tarihi kaydıdır.

0 Yorumlar