Savaş Yıllarında Bir Hastane Günlüğü: Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Sağlık Hizmetleri

Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı Devleti için yalnızca cephelerde yürütülen askerî mücadelelerden ibaret değildi. Savaşın en ağır sonuçlarından bazıları, cephe gerisindeki hastanelerde, salgın hastalıkların yayıldığı şehirlerde ve yaralı askerlerin taşındığı uzun sevkiyat yollarında yaşandı.

Çanakkale'den Kafkasya'ya, Erzincan'dan Bağdat'a kadar uzanan geniş bir coğrafyada Osmanlı sağlık teşkilatı, yaralı askerlerin tedavisi ve bulaşıcı hastalıklarla mücadele etmek için büyük çaba gösterdi. Ancak doktor, ilaç, hastane malzemesi, ulaşım ve barınma imkânlarının yetersizliği bu mücadeleyi son derece zorlaştırdı.

Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti, Alman Salib-i Ahmer sağlık ekipleri ve cephede görev yapan askerî hekimler, savaşın sağlık alanındaki ağır yükünü hafifletmeye çalıştı.

Dönemin akademik araştırmaları ve tarihsel kayıtları, bu mücadelenin yalnızca hastanelerin tarihinden ibaret olmadığını; aynı zamanda savaşın toplum, askerler ve sağlık çalışanları üzerindeki etkilerini de ortaya koymaktadır.

Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Sağlık Teşkilatı

Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı'na birden fazla cephede mücadele etmek zorunda kaldığı oldukça zor koşullarda girdi.

Kafkasya, Çanakkale, Irak, Suriye-Filistin ve Galiçya gibi farklı bölgelerde yürütülen askerî harekâtlar, sağlık hizmetlerinin geniş bir coğrafyaya yayılmasını gerektiriyordu.

Savaşta yaralanan askerlerin tedavisi için cephe gerisinde hastaneler oluşturuluyor, ağır yaralılar daha donanımlı sağlık merkezlerine sevk ediliyordu. Ancak bu sistemin işlemesi yalnızca hastane sayısına bağlı değildi.

Yeterli sağlık personelinin bulunması, tıbbi malzemelerin ulaştırılması, temiz su ve beslenme imkânlarının sağlanması, hastaların güvenli biçimde taşınması da hayati önem taşıyordu.

Özellikle kış şartlarının ağırlaştığı doğu bölgelerinde ulaşım imkânlarının yetersizliği sağlık hizmetlerini ciddi biçimde aksatıyordu.

Bu sorunlar, Kafkas Cephesi'nde yaşanan Sarıkamış Harekâtı sonrasında daha belirgin hale geldi.

Cephe Gerisindeki Hastaneler

Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı hastaneleri yalnızca savaş yaralarının tedavi edildiği kurumlar değildi. Bu merkezler aynı zamanda tifüs, tifo, kolera ve dizanteri gibi bulaşıcı hastalıklarla mücadele edilen yerlerdi.

Cepheden getirilen yaralı askerlerin yanında, salgın hastalıklara yakalanan askerler de hastanelerde tedavi altına alınıyordu.

Ancak bazı bölgelerde hasta sayısı mevcut sağlık imkânlarının üzerine çıkıyordu. Yatak, ilaç, temiz giysi ve sağlık personeli eksikliği hastanelerin işleyişini zorlaştırıyordu.

Yaralıların cephe gerisindeki hastanelere taşınması da başlı başına bir sorundu. Kış şartları, kötü yollar ve nakliye araçlarının yetersizliği, hastaların zamanında sağlık merkezlerine ulaştırılmasını engelleyebiliyordu.

Bu durum özellikle Doğu Anadolu'daki sağlık hizmetlerinde ağır sonuçlar doğurdu.

Tifüs Salgını: Savaşın Görünmeyen Düşmanı

Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti'nin karşılaştığı en önemli sağlık sorunlarından biri tifüs salgınıydı.

Lekeli humma adıyla da bilinen tifüs, özellikle savaş, kıtlık, göç ve kötü barınma koşullarının bir araya geldiği dönemlerde hızla yayılabiliyordu.

Hastalığın etkeni Rickettsia prowazekii adlı bakteridir. Bulaşmada özellikle insan vücut biti önemli rol oynar.

Kalabalık yaşam alanları, temiz giysi ve su eksikliği, yetersiz beslenme ve sağlık hizmetlerinin aksaması salgının yayılmasını kolaylaştırıyordu.

Osmanlı ordusunda salgının ağır biçimde hissedildiği bölgelerden biri Erzurum ve çevresiydi.

Erzurum ve Hasankale'deki salgın

Sarıkamış Harekâtı sonrasında Kafkas Cephesi'nde yaşanan askerî ve lojistik sorunlar, sağlık teşkilatını da derinden etkiledi.

Sevilay Özer'in Belleten'de yayımlanan araştırması, 1915 yılında Erzurum ve çevresindeki tifüs salgınının boyutlarını ayrıntılı biçimde ortaya koymaktadır.

Araştırmada Erzurum'da hastanelerin kapasitesinin yetersiz kaldığı, doktorların ve hastabakıcıların salgından etkilendiği, hastaların sevkinde ulaşım sorunlarının yaşandığı belirtilmektedir.

Erzurum Valiliği'nin yazışmalarında, hastalığın askerler ve sivil halk arasında ciddi kayıplara neden olduğu, doktor ve hastabakıcı ihtiyacının arttığı görülmektedir.

Hastaların Erzincan, Trabzon ve diğer merkezlere gönderilmesinde soğuk hava, kötü yollar ve taşıma araçlarının yetersizliği önemli engeller oluşturuyordu.

Bu tablo, savaşın sağlık alanındaki etkilerinin yalnızca cephede yaralanan askerlerle sınırlı olmadığını göstermektedir.

Tifüsle mücadele ve hekimlerin çalışmaları

1915 yılında 3. Ordu Sıhhiye Reisliği görevine getirilen Tevfik Salim Bey, tifüs salgınıyla mücadelede önemli rol oynadı.

Salgının başlangıcında hastalığın doğru teşhis edilmesi de önemli bir problemdi. Bazı hastalara grip teşhisi konulması, mücadeleyi zorlaştırıyordu.

Tevfik Salim Bey'in çalışmalarıyla hastalığın teşhis ve kontrolüne yönelik tedbirler geliştirildi.

Dönemin hekimleri, hastanelerin iyileştirilmesi, hastaların takibi ve bulaşmanın önlenmesi için çeşitli çalışmalar yürüttüler.

Tifüsle mücadelede bitlerin ortadan kaldırılması, kişisel temizliğin sağlanması ve kalabalık yaşam alanlarının dezenfekte edilmesi büyük önem taşıyordu.

Sevilay Özer'in araştırmasında Hasankale, Erzurum, Erzincan ve Bayburt'taki aşı uygulamalarına ilişkin bilgiler de yer almaktadır. Erzurum'da Dr. Alaattin Bey tarafından 23 Nisan-7 Haziran 1915 tarihleri arasında 263 kişiye aşı uygulandığı belirtilmektedir.

Bu çalışmalar, dönemin sağlık personelinin salgınla mücadelede karşılaştığı bilimsel ve pratik güçlükleri anlamak açısından önemlidir.

Alman Salib-i Ahmer ve Osmanlı Hastaneleri

Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti'nin sağlık hizmetlerine katkıda bulunan kuruluşlardan biri Alman Salib-i Ahmer Cemiyeti, yani Alman Kızılhaçıydı.

Almanya, askerî iş birliğinin yanında Osmanlı topraklarına sağlık personeli ve tıbbi yardım da gönderdi.

Muttalip Şimşek'in Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi'nde yayımlanan araştırması, Alman Kızılhaç sağlık ekiplerinin Osmanlı topraklarındaki faaliyetlerini ayrıntılı biçimde incelemektedir.

Araştırmada özellikle Erzincan, Bağdat ve İstanbul'da açılan Alman askerî hastaneleri üzerinde durulmaktadır.

Alman sağlık ekipleri yalnızca yaralı askerlerin tedavisine katılmadı. Salgın hastalıklarla mücadele, sağlık personelinin eğitimi ve hastanelerin işleyişinin geliştirilmesi gibi alanlarda da faaliyet gösterdiler.

Araştırmada Almanya'nın Osmanlı topraklarına gönderdiği doktor sayısının, Alman Salib-i Ahmer doktorları da dahil olmak üzere, yaklaşık 250'ye ulaştığı belirtilmektedir.

Bu sayı, Alman sağlık desteğinin boyutunu göstermesi açısından önemlidir.

Ancak Alman sağlık ekiplerinin varlığı, Osmanlı sağlık teşkilatının bütün sorunlarını ortadan kaldırmış değildi. Geniş savaş coğrafyası ve sürekli artan hasta sayısı, mevcut imkânların üzerinde bir yük oluşturmaya devam ediyordu.

Hilâl-i Ahmer Cemiyeti: Cephe Gerisindeki Yardım Mücadelesi

Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti, savaş yıllarında sağlık hizmetlerinin yürütülmesinde önemli görevler üstlendi.

Cemiyetin faaliyetleri yalnızca yaralı askerlerin tedavisiyle sınırlı değildi. Hastanelerin ihtiyaçlarının karşılanması, tıbbi malzeme temini, yardım kampanyaları ve kamuoyunun sağlık hizmetleri hakkında bilgilendirilmesi de faaliyetleri arasındaydı.

Trablusgarp ve Balkan Savaşları sırasında kazanılan tecrübeler, Birinci Dünya Savaşı'nda yürütülen yardım çalışmalarına da yansıdı.

1917 Mekteb-i Sultânî Sergisi

Hilâl-i Ahmer Cemiyeti'nin savaş yıllarındaki faaliyetlerini gösteren önemli örneklerden biri, 1917 yılında Galatasaray Mekteb-i Sultânîsi'nde düzenlenen sergiydi.

Murat Yolun'un akademik araştırmasına göre sergi, 1 Şubat 1917 tarihinde ziyaretçilere açıldı.

Sergide Cemiyetin faaliyetleri, sağlık hizmetlerinde kullanılan araçlar, tıbbi malzemeler ve savaş sırasında gerçekleştirilen çalışmalar tanıtıldı.

Bu etkinlik yalnızca bir yardım sergisi değildi. Aynı zamanda Cemiyetin faaliyetlerini kamuoyuna duyurmayı ve yeni yardımlar toplamayı amaçlıyordu.

Serginin hazırlanmasında Besim Ömer Paşa önemli rol oynadı. İsmail Canbulat da organizasyonun yönetiminde görev aldı.

Cemiyetin yardım faaliyetlerinin mali boyutu da dikkat çekiciydi. Murat Yolun'un aktardığı verilere göre Hilâl-i Ahmer'in topladığı yardımlar 1914 yılında 76.839 lira, 1915 yılında 149.698 lira ve 1916 yılında 156.932 liraydı.

Bu rakamlar, savaş koşullarında sağlık hizmetlerini desteklemek için yürütülen toplumsal yardım faaliyetlerinin büyüklüğünü göstermektedir.

Kadınların Sağlık Hizmetlerindeki Rolü

Birinci Dünya Savaşı sırasında sağlık hizmetlerinin yürütülmesinde kadınların katkısı da önemliydi.

Hasta bakımı, pansuman, hastaların beslenmesi ve hastanelerin günlük işleyişi gibi alanlarda kadın sağlık çalışanları ve gönüllüler görev aldı.

Osmanlı Devleti'nde modern hemşirelik faaliyetlerinin gelişmesi, savaş öncesindeki girişimlerle birlikte değerlendirilmelidir.

Balkan Savaşları sırasında artan yaralı asker sayısı, eğitimli hastabakıcı ihtiyacını daha görünür hale getirmişti.

Besim Ömer Paşa'nın öncülüğünde yürütülen eğitim çalışmaları ve Hilâl-i Ahmer'in faaliyetleri, bu alandaki gelişmeler açısından önem taşımaktadır.

Safiye Hüseyin Elbi de dönemin sağlık hizmetleri tarihinde anılması gereken isimlerden biridir.

Ancak onun görev yaptığı hastaneler, katıldığı eğitimler ve aldığı ödüller hakkında bilgi verilirken biyografik kaynakların açık biçimde gösterilmesi gerekir. Tarihsel bir kişiliğin hayat hikâyesi, doğrulanmamış anekdotlarla genişletilmemelidir.

Kadınların sağlık alanındaki katkısı yalnızca birkaç tanınmış isim üzerinden değerlendirilmemeli; hastanelerde çalışan ve gönüllü olarak hizmet veren diğer kadınlar da araştırmalara dahil edilmelidir.

Galiçya Cephesi'nde Tedavi Gören Osmanlı Askerleri

Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı sağlık hizmetlerinin coğrafyası yalnızca Anadolu ve Orta Doğu ile sınırlı değildi.

Osmanlı 15. Kolordusu, 1916-1917 yılları arasında Galiçya Cephesi'nde Alman Güney Ordusu bünyesinde savaştı.

Bu cephede yaralanan veya hastalanan Osmanlı askerlerinin bir bölümü, Avusturya-Macaristan topraklarındaki hastanelere gönderildi.

Bu askerlerin bir kısmının tedavi gördüğü merkezlerden biri Krakov'du.

Tarihçi Piotr Nykıel'in 2016 yılında Belleten'de yayımlanan araştırması, Krakov hastanelerinde bulunan Osmanlı askerlerinin izini Polonya kaynakları üzerinden sürmektedir.

Tadeusz Kowalski'nin not defteri

Araştırmanın en dikkat çekici yönlerinden biri, Polonyalı Türkolog Tadeusz Kowalski'nin Ekim 1917 tarihli not defteridir.

Kowalski, Avusturya-Macaristan ordusu tarafından yaralı Osmanlı askerleri için tercüman olarak görevlendirilmişti.

Bu görevi sırasında askerlerle görüşmüş, onların anlattığı hikâyeleri, bilmeceleri ve şarkıları kaydetmişti.

Böylece savaşın yalnızca askerî ve tıbbi yönünü değil, cepheye gönderilen askerlerin gündelik hayatını ve duygularını da yansıtan bir belge grubu ortaya çıkmıştı.

Not defterinde yer alan bazı şarkılar, askerlerin memleket özlemini, savaşın yarattığı ayrılığı ve hastane günlerini anlatmaktadır.

Araştırmada aktarılan şu dizeler bunun dikkat çekici örneklerinden biridir:

Kışlanın kapısı hastahaneye bakar
Doktor ilacı ta yüreğim yakar
Sılada sevdiğim yollara bakar

Bu dizeler, cephede savaşan askerlerin yaşadığı yalnızlığı ve memleket özlemini gösteren önemli bir sözlü tarih kaydıdır.

Kowalski'nin çalışması, savaş tarihinin yalnızca komutanların kararları ve askerî harekâtlar üzerinden yazılamayacağını da göstermektedir.

Krakov hastanelerindeki 50 Osmanlı askeri

Piotr Nykıel'in araştırmasına göre 1916-1919 yılları arasında Krakov Müstahkem Mevkii hastanelerinde en az 50 Osmanlı askeri bulunuyordu.

Bunların 47'si 15. Kolordu mensubuydu.

Diğer üç asker ise Kafkas Cephesi'nde görev yapmış ve muhtemelen Rus esaretinden dönüş yolunda Polonya üzerinden Krakov'a ulaşmıştı.

Araştırmada iki farklı arşiv kaynağı kullanılmıştır:

  • Tadeusz Kowalski'nin not defteri.

  • Krakov Belediyesi Mezarlıkları Müdürlüğü'nde bulunan ölüm sonrası inceleme belgeleri.

Bu kayıtlar sayesinde askerlerin isimleri, birlikleri, ölüm tarihleri ve bazı sağlık bilgileri belirlenebilmiştir.

Araştırmada Krakov'da hayatını kaybeden üç Osmanlı askerinin 1919 yılında verem nedeniyle öldüğü de aktarılmaktadır.

Bu bilgiler, savaşın sona ermesine rağmen askerlerin sağlık sorunlarının ve savaşın sonuçlarının devam ettiğini göstermektedir.

Krakov kayıtları, Osmanlı askerlerinin savaş sırasında yalnızca cephede değil, müttefik topraklarındaki hastanelerde de yaşam mücadelesi verdiğini ortaya koyan önemli tarihsel belgelerdir.

Tarihsel Belgelerin Anlattıkları

Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı sağlık hizmetlerini anlamak için yalnızca resmî raporlara veya askerî kayıtlara bakmak yeterli değildir.

Hastane kayıtları, salgınlarla ilgili yazışmalar, hekimlerin hatıraları, yardım kuruluşlarının raporları ve askerlerin kişisel anlatıları birlikte değerlendirilmelidir.

Bu belgeler farklı tarihsel sorulara cevap vermektedir.

Tifüs salgınına ilişkin yazışmalar, sağlık teşkilatının karşılaştığı zorlukları ve hastalığın yayılma koşullarını ortaya koymaktadır.

Alman Kızılhaç hastanelerine ilişkin araştırmalar, uluslararası sağlık iş birliğinin boyutlarını göstermektedir.

Hilâl-i Ahmer belgeleri, savaşın cephe gerisinde oluşturduğu yardım faaliyetlerini anlamamızı sağlamaktadır.

Krakov'daki hastane ve mezarlık kayıtları ise tek tek askerlerin hayatlarına ilişkin izler sunmaktadır.

Bu kaynakların birlikte değerlendirilmesi, Birinci Dünya Savaşı'nın insanî ve toplumsal boyutunun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmaktadır.

Sonuç: Savaşın Hastanelerdeki İzleri

Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı Devleti'nin sağlık teşkilatını ağır bir sınavdan geçirdi.

Cephelerde yaralanan askerlerin tedavisi, salgın hastalıkların önlenmesi, sağlık personelinin temini ve hastanelerin ihtiyaçlarının karşılanması, savaş yıllarının en önemli sorunları arasındaydı.

Erzurum'daki tifüs salgını, Alman Kızılhaç sağlık ekiplerinin çalışmaları, Hilâl-i Ahmer'in yardım faaliyetleri ve Galiçya'da tedavi gören Osmanlı askerlerinin hikâyeleri bu mücadelenin farklı yönlerini ortaya koymaktadır.

Özellikle Tadeusz Kowalski'nin not defteri ve Krakov hastane kayıtları, savaş tarihine askerlerin gözünden bakabilmemizi sağlayan önemli kaynaklardır.

Bu belgeler sayesinde yalnızca cephelerdeki askerî gelişmeleri değil, hastanelerde yaşananları, hastalıklarla mücadeleyi, memleket özlemini ve savaşın insanlar üzerindeki etkilerini de öğrenebiliyoruz.

Birinci Dünya Savaşı'nın tarihi, yalnızca kazanılan ve kaybedilen muharebelerden oluşmaz. Hastanelerde tedavi edilmeyi bekleyen askerler, salgınlarla mücadele eden hekimler ve yaralıların bakımını üstlenen sağlık çalışanları da bu tarihin ayrılmaz bir parçasıdır.


Kaynakça ve İleri Okuma

1. Özer, Sevilay. “I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nde Tifüs (Lekeli Humma) Salgını.” Belleten, Cilt 80, Sayı 287, 2016.

https://www.belleten.gov.tr/tam-metin/257/tur

2. Şimşek, Muttalip. “Birinci Dünya Savaşı Esnasında Erzincan, Bağdat ve İstanbul’da Açılan Alman Kızılhaç Askerî Hastaneleri.” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt 36, Sayı 102, 2020, s. 1-36.

DOI: 10.33419/aamd.815257

3. Nykıel, Piotr. “1916 ile 1919 Yılları Arasında Krakov Müstahkem Mevkii Hastanelerinde Osmanlı Askerleri (Polonya Kaynakları Işığında).” Belleten, Cilt 80, Sayı 287, 2016, s. 261-278.

DOI: 10.37879/belleten.2016.261

https://www.belleten.gov.tr/tam-metin/258/tur

4. Yolun, Murat. “Birinci Dünya Savaşı’nda Hayırseverlik ve Seferberlik: Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti’nin 1917 Mekteb-i Sultânî Sergisi.” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt XXXVIII, Sayı 105, 2022.

https://atamdergi.gov.tr/tam-metin/1074/tur

Editoryal not: Bu yazıda akademik araştırmalarda doğrulanabilen bilgiler esas alınmıştır. Birincil arşiv belgelerinin tamamı doğrudan incelenmediğinden, araştırmacıların aktardığı arşiv kayıtları ilgili çalışmalar üzerinden değerlendirilmiştir.

Yorum Gönder

0 Yorumlar