II. Meşrutiyet Dönemi Basını: Özgürlüğün ve Değişimin Sesi (1908–1914)

Giriş: 1908 Devrimi ve Osmanlı Basınında Yeni Dönem

Osmanlı Devleti'nde 23 Temmuz 1908'de II. Meşrutiyet'in yeniden ilan edilmesi, yalnızca siyasi yönetim anlayışında değil, basın ve düşünce hayatında da önemli bir değişimin başlangıcı oldu. 1876'da ilan edilen Kanun-ı Esasi'nin yeniden yürürlüğe konulmasıyla Meclis-i Mebusan tekrar açılırken, yıllardır ağır denetim altında faaliyet gösteren Osmanlı basını yeni bir döneme girdi.

II. Abdülhamid döneminde uygulanan sansür politikalarının ardından gazeteciler, yazarlar ve yayıncılar daha geniş bir ifade alanına kavuştu. Özellikle 24 Temmuz 1908'de gazetelerin sansür memurlarına nüsha göndermeden yayımlanması, bu değişimin sembolik dönüm noktalarından biri hâline geldi.

İstanbul başta olmak üzere imparatorluğun çeşitli merkezlerinde yeni gazeteler ve dergiler yayımlanmaya başladı. Türkçe yayınların yanında Rumca, Ermenice, Arapça ve Fransızca süreli yayınlar da basın hayatındaki çeşitliliğe katkıda bulundu.

Ancak bu dönem, kesintisiz bir basın özgürlüğü dönemi değildi. Siyasi mücadeleler, gazetecilere yönelik saldırılar, yayınların kapatılması ve savaş koşullarında uygulanan askerî sansür, 1908'de oluşan özgürlük ortamının sınırlarını ortaya çıkardı.

II. Meşrutiyet dönemi basınını anlamak için bu nedenle yalnızca gazetelerin çoğalmasına değil, özgürlük ile siyasi denetim arasındaki mücadeleye de bakmak gerekir.

II. Meşrutiyet Öncesinde Osmanlı Basını

1876 Kanun-ı Esasi ve basın özgürlüğü

Osmanlı Devleti'nde anayasal yönetim ve basın özgürlüğü tartışmaları II. Meşrutiyet'ten çok önce başlamıştı.

23 Aralık 1876'da ilan edilen Kanun-ı Esasi'nin 12. maddesi, basının kanun çerçevesinde serbest olduğunu belirtiyordu. Bununla birlikte anayasal güvence, uygulamada sınırsız bir ifade özgürlüğü anlamına gelmiyordu.

II. Abdülhamid döneminde Meclis-i Mebusan'ın 1878'de çalışmalarına ara verilmesinin ardından siyasi hayat önemli ölçüde saray merkezli bir yönetim anlayışına yöneldi. Basın üzerindeki denetim de giderek ağırlaştı.

II. Abdülhamid döneminde sansür

Gazeteler yayımlanmadan önce sansür denetiminden geçiyor, devlet yönetimini eleştiren veya siyasi açıdan sakıncalı görülen içerikler yayınlanmadan çıkarılabiliyordu.

Bu ortamda gazeteciler, doğrudan eleştiri yerine dolaylı anlatım, edebî göndermeler ve farklı ifade yöntemlerine başvurmak zorunda kalabiliyordu.

Bununla birlikte dönemin bütün basın faaliyetlerini yalnızca sansür üzerinden değerlendirmek doğru değildir. Osmanlı gazeteciliği, edebiyat, bilim, eğitim ve toplumsal meseleler bakımından da gelişimini sürdürmüştü.

Matbuat Nizamnameleri

1864 Matbuat Nizamnamesi, Osmanlı basın hayatının hukuki düzenlenmesinde önemli bir yere sahipti. Gazete ve süreli yayınların yayımlanması, sorumlu kişilerin yükümlülükleri ve yayın faaliyetlerinin denetlenmesi bu düzenlemelerin kapsamındaydı.

Dolayısıyla 1908'de yaşanan değişim, daha önce hiçbir hukuki düzenlemenin bulunmadığı bir ortamda gerçekleşmedi. II. Meşrutiyet, mevcut basın düzeninin ve devletin yayınlar üzerindeki denetiminin yeniden tartışıldığı bir dönemi başlattı.

24 Temmuz 1908: Sansürün Fiilen Aşılması

II. Meşrutiyet'in ilanından sonra basın alanındaki en dikkat çekici gelişmelerden biri, gazetecilerin ön sansür uygulamasına karşı tutumuydu.

24 Temmuz 1908'de İstanbul'daki gazeteler, sansür memurlarına nüshalarını teslim etmeden yayımlanma yoluna gittiler. Bu gelişme, gazetecilik tarihinde yeni bir dönemin başladığının işareti olarak kabul edildi.

Bugün 24 Temmuz'un Basın Bayramı olarak anılması da bu tarihsel olayla ilişkilidir.

Burada önemli bir ayrıntıyı vurgulamak gerekir: 24 Temmuz 1908'de yeni bir Matbuat Kanunu yürürlüğe girmemiştir. Bu tarih, II. Meşrutiyet'in sağladığı özgürlük ortamında gazetelerin ön sansürü fiilen aşmasıyla önem kazanmıştır.

Gazete ve dergi sayısındaki artış

Sansürün fiilen aşılması, yayıncılık alanında büyük bir hareketlilik meydana getirdi.

Yeni siyasi görüşler, toplumsal talepler ve düşünce akımları gazeteler aracılığıyla kamuoyuna taşınmaya başladı.

TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Matbuat maddesinde, II. Meşrutiyet'in ilanından sonraki yedi ay içinde 700'ün üzerinde gazete çıkarma izni alındığı aktarılmaktadır. Ancak bu sayı, aynı dönemde 700'den fazla gazetenin düzenli olarak yayımlandığı şeklinde yorumlanmamalıdır. İzin alan yayınların önemli bir bölümü kısa ömürlü olmuştur.

Yeni yayınların ortaya çıkmasıyla gazeteler yalnızca haber veren kuruluşlar olmaktan çıkarak siyasi tartışmaların ve toplumsal fikir mücadelelerinin önemli aktörleri hâline geldi.

1909 Matbuat Kanunu ve Basın Özgürlüğünün Sınırları

1908'de ortaya çıkan özgürlük ortamı, basın ile devlet arasındaki ilişkinin tamamen çözüldüğü anlamına gelmiyordu.

1909 yılında kabul edilen Matbuat Kanunu, II. Meşrutiyet döneminin basın hayatını şekillendiren önemli hukuki düzenlemelerden biri oldu.

Kanun, basın faaliyetlerini hukuki çerçeveye bağlamayı amaçlıyordu. Ön sansürün kaldırılması anayasal güvence altında bulunmakla birlikte, devlet güvenliğine ilişkin gerekçelerle yayınların geçici olarak durdurulabilmesi ve hukuki yaptırımlar uygulanabilmesi mümkündü.

Bu nedenle 1909 Matbuat Kanunu'nu ne tamamen özgürlükçü ne de basını bütünüyle susturan bir düzenleme olarak değerlendirmek doğru olur.

Meclis-i Mebusan'da basın özgürlüğü tartışmaları

Kanunun uygulanması ve basına getirilen sınırlamalar, Meclis-i Mebusan'da da tartışmalara neden oldu.

Bazı mebuslar, gazetelerin kapatılmasını ve gazetecilere yönelik cezaları basın özgürlüğünün ortadan kaldırılması olarak değerlendiriyordu. Diğer bir görüş ise sınırsız yayın özgürlüğünün devlet düzenine ve toplumsal güvenliğe zarar verebileceğini savunuyordu.

Ayşe Eryaman'ın 1909–1914 dönemine ilişkin araştırması, bu iki yaklaşımın Meclis'te belirginleştiğini ortaya koymaktadır.

1913 tarihli geçici düzenleme

9 Kasım 1913 tarihli geçici düzenleme, basın üzerindeki hukuki ve idari denetimin sonraki aşamalarından birini oluşturdu.

Bu düzenleme, özellikle devletin iç ve dış güvenliğine yönelik tehdit gerekçesiyle yayınların kapatılabilmesine ilişkin çerçeveyi yeniden gündeme getirdi.

Böylece II. Meşrutiyet'in ilk dönemindeki özgürlük beklentisi ile devletin siyasi ve güvenlik kaygıları arasındaki çatışma daha görünür hâle geldi.

II. Meşrutiyet Döneminin Önemli Gazeteleri

II. Meşrutiyet yıllarında Osmanlı basınındaki çeşitlilik, farklı siyasi düşüncelerin ve toplumsal grupların kendi yayın organlarını oluşturabilmesiyle daha belirgin hâle geldi.

Bu gazeteler aynı siyasi çizgiyi temsil etmiyor, dönemin tartışmalarını farklı bakış açılarından okuyuculara aktarıyordu.

Tanin: İttihat ve Terakki'nin güçlü sesi

1 Ağustos 1908'de yayımlanmaya başlayan Tanin, dönemin en etkili siyasi gazetelerinden biriydi.

Gazetenin ortaya çıkmasında Hüseyin Kâzım Kadri ve Tevfik Fikret'in girişimleri etkili oldu. Yayının başyazarlığını üstlenen Hüseyin Cahit Yalçın, zamanla gazetenin siyasi kimliğini belirleyen başlıca isim hâline geldi.

Tanin, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin politikalarını güçlü biçimde savunuyordu. Bu nedenle cemiyetin en etkili destekçilerinden biri olarak değerlendirilmektedir.

Ancak gazetenin siyasi çizgisi zaman içinde değişen tartışmalardan bağımsız değildi. Yayınlarında Osmanlıcılık, Türkçülük, merkeziyetçilik ve muhalif siyasi hareketler gibi konular ele alınıyordu.

Serbesti: Muhalif basının önemli temsilcilerinden

Serbesti, İttihat ve Terakki yönetimine yönelik eleştirileriyle öne çıkan gazetelerden biriydi.

Gazetenin başyazarı Hasan Fehmi Bey, siyasi yazıları nedeniyle dönemin muhalif gazetecileri arasında tanınan bir isim hâline geldi.

Serbesti, yalnızca haber aktaran bir yayın değildi. Merkeziyetçilik, yönetimin siyasi uygulamaları ve iktidar-muhalefet ilişkileri üzerine tartışmalara da yer veriyordu.

Gazetenin tarihsel önemini artıran en önemli olaylardan biri, Hasan Fehmi Bey'in 1909 yılında öldürülmesidir.

Volkan: Siyasi ve dinî tartışmaların gazetesi

Derviş Vahdeti'nin öncülüğündeki Volkan, İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti çevresinin önemli yayın organlarından biriydi.

Gazete, dönemin dini ve siyasi meselelerini kendi bakış açısından ele alıyor, İttihat ve Terakki karşıtı tartışmalarda etkili oluyordu.

Özellikle 31 Mart Vakası öncesinde ve olayların yaşandığı süreçte yayımladığı yazılar nedeniyle tarih araştırmalarında önemli bir yere sahiptir.

Bununla birlikte Volkan gazetesinin ayaklanmanın tek başına örgütleyicisi olduğu yönünde kesin bir yargıya varmak doğru değildir. Gazetenin ve cemiyetin olaylardaki rolü, tarihçiler tarafından farklı yönleriyle ele alınmaktadır.

İkdam ve Sabah: Eski gazetelerin yeni dönemdeki yeri

II. Meşrutiyet'in ilanıyla birlikte yalnızca yeni gazeteler ortaya çıkmadı. Daha önce yayın hayatına başlamış olan gazeteler de değişen siyasi ortamda faaliyetlerini sürdürdüler.

1894 yılında Ahmed Cevdet tarafından yayımlanmaya başlayan İkdam, bu yayınlar arasında önemli bir yere sahipti.

Sabah ve Tercüman-ı Hakikat gibi gazeteler de yeni dönemin siyasi ve toplumsal tartışmalarına katıldı.

Bu gazeteleri tek bir siyasi çizgiye indirgemek yerine, yayın politikalarını kendi tarihsel gelişimleri içinde değerlendirmek gerekir.

İştirak ve sosyalist yayıncılık

II. Meşrutiyet döneminin bir başka önemli özelliği, sosyalist düşüncenin basında daha görünür hâle gelmesidir.

Hüseyin Hilmi çevresinde yayımlanan İştirak, 1910–1912 yılları arasında Osmanlı sosyalist hareketinin önemli yayınlarından biri oldu.

İşçi hakları, toplumsal eşitsizlik, çalışma hayatı ve sosyalist düşünce gibi konular bu yayın aracılığıyla tartışıldı.

Bu gelişme, Meşrutiyet döneminin yalnızca İttihatçı ve muhalif siyasi gazetelerden ibaret olmadığını gösterir.

31 Mart Vakası ve Basın Üzerindeki Siyasi Baskılar

II. Meşrutiyet'in ilk aylarında oluşan özgürlük ortamı, kısa süre içinde siyasi kutuplaşmalarla karşı karşıya kaldı.

İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin siyasi gücü, muhalif çevrelerin eleştirileri ve dönemin toplumsal gerilimleri basına da yansıdı.

Hasan Fehmi cinayeti

6/7 Nisan 1909 gecesi Serbesti gazetesinin başyazarı Hasan Fehmi Bey, Galata Köprüsü'nde silahlı saldırıya uğrayarak öldürüldü.

Cinayetin faili kesin olarak tespit edilemedi. Bununla birlikte olay, İttihat ve Terakki karşıtı çevrelerde büyük tepkiye neden oldu.

Hasan Fehmi'nin ölümü, basın özgürlüğünün yalnızca gazetelerin yayımlanabilmesiyle sınırlı olmadığını ortaya koydu. Eleştirel gazetecilerin can güvenliği de dönemin önemli sorunlarından biriydi.

31 Mart Vakası

13 Nisan 1909'da, Rumi takvimle 31 Mart 1325 tarihinde İstanbul'da büyük bir ayaklanma meydana geldi.

Tarih literatüründe 31 Mart Vakası olarak bilinen bu olay, II. Meşrutiyet rejiminin karşılaştığı önemli siyasi krizlerden biriydi.

Ayaklanmada askerî unsurlar, dini çevreler, siyasi gruplar ve farklı toplumsal kesimlerin çeşitli etkileri bulunuyordu. Olayın nedenlerini tek bir kişi veya kuruluşla açıklamak, tarihsel karmaşıklığı göz ardı etmek olur.

Volkan gazetesi ve İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti, ayaklanma öncesindeki siyasi ortam bakımından araştırılması gereken aktörler arasındadır.

Hareket Ordusu'nun İstanbul'a gelerek ayaklanmayı bastırmasının ardından II. Abdülhamid tahttan indirildi ve yerine V. Mehmed Reşad geçti.

Bu süreç, basın ve siyaset arasındaki ilişkinin daha da sertleşmesine neden oldu. 1908'deki özgürlük beklentisi, giderek artan siyasi denetim ve güvensizlik ortamıyla karşı karşıya kaldı.

Kadınların Basın Hayatına Katılması

II. Meşrutiyet döneminin en önemli toplumsal gelişmelerinden biri, kadınların yayın hayatındaki görünürlüğünün artmasıydı.

Kadınların eğitim, çalışma hayatı, aile, evlilik ve toplumsal konumları üzerine tartışmalar gazete ve dergi sayfalarında daha fazla yer buldu.

Demet ve kadın yayıncılığı

1908 yılında yayımlanmaya başlayan Demet, dönemin dikkat çeken kadınlara yönelik yayınlarından biriydi.

Edebiyat, eğitim, sağlık, moda ve toplumsal meseleler üzerine yazılar yayımlıyordu. Yedi sayı yayımlanabilmesi, erken dönem kadın yayınlarının karşılaştığı zorlukları da gösteren örneklerden biridir.

Kadınlar Dünyası

4 Nisan 1913'te yayımlanmaya başlayan Kadınlar Dünyası, Osmanlı kadın hareketinin en önemli yayınlarından biri oldu.

Nuriye Ulviye Mevlan'ın öncülüğünde çıkarılan dergi, Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti'nin yayın organıydı.

Dergide kadınların eğitim görmesi, çalışma hayatına katılması, ekonomik bağımsızlık kazanması ve toplumsal haklarının geliştirilmesi gibi konular ele alınıyordu.

Mükerrem Belkıs ve Yaşar Nezihe gibi isimler de derginin yazar kadrosunda yer aldı.

Kadınlar Dünyası, yalnızca kadınlara yönelik yazılar yayımlayan bir dergi değildi. Aynı zamanda kadınların kendi meselelerini kendilerinin tartışabildiği ve kamusal alanda seslerini duyurabildiği önemli bir yayın platformuydu.

Basın, Toplumsal Değişim ve Yeni Fikirler

II. Meşrutiyet döneminin gazeteleri, Osmanlı toplumunda farklı siyasi ve düşünsel hareketlerin gelişmesine katkıda bulundu.

Osmanlıcılık, Türkçülük, İslamcılık, Batıcılık ve sosyalizm gibi fikir akımları gazete ve dergilerde tartışıldı.

Bu düşünceler yalnızca siyasi makalelerde değil, edebiyat, eğitim, mizah ve toplumsal hayat üzerine yayımlanan yazılarda da kendini gösterdi.

Dil tartışmaları ve Yeni Lisan hareketi

Dönemin basın hayatı, Türkçenin kullanımına yönelik tartışmalar açısından da önemliydi.

Osmanlı Türkçesinin sadeleştirilmesi ve yazı dilinin daha geniş okuyucu kitlelerine ulaşması gerektiği düşüncesi giderek önem kazandı.

Özellikle 1911'de Selanik'te yayımlanan Genç Kalemler dergisi çevresinde gelişen Yeni Lisan hareketi, dil tartışmalarının önemli dönüm noktalarından biri oldu.

Ancak bütün gazetelerin aynı dönemde sade bir Türkçeye geçtiğini söylemek doğru değildir. Farklı yayınlar farklı dil anlayışlarını sürdürüyordu.

Matbaa ve haberleşme teknolojisindeki gelişmeler

Bu dönemde basın faaliyetlerini etkileyen bir başka gelişme de teknik imkânların genişlemesiydi.

Elektrikle çalışan makinelerin yaygınlaşması, dizgi ve baskı teknolojilerindeki gelişmeler, telgraf ve telefonun haber toplamada kullanılmaya başlanması gazeteciliğin çalışma biçimini değiştirdi.

Böylece haberlerin daha hızlı aktarılması, daha fazla iç ve dış haberin gazetelerde yer alması ve yayıncılık faaliyetlerinin çeşitlenmesi mümkün hâle geldi.

1913–1914: Siyasi Dönüşüm ve Savaş Sansürü

II. Meşrutiyet döneminin basın tarihi, 1908'deki özgürlük atmosferiyle sınırlı değildir.

23 Ocak 1913'te gerçekleşen Bâbıâli Baskını, İttihat ve Terakki'nin siyasi iktidar üzerindeki hâkimiyetini güçlendiren önemli bir gelişmeydi.

Balkan Savaşları'nın yarattığı siyasi ve askerî krizler, devlet yönetimindeki otorite mücadelesi ve muhalefetle yaşanan gerilimler basın hayatını da etkiledi.

1913 tarihli geçici düzenleme, basın üzerindeki hukuki denetimin devam ettiğini gösteren gelişmelerden biriydi.

1914'te Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla koşullar daha da ağırlaştı. Savaş güvenliği gerekçesiyle askerî sansür uygulamasına başvuruldu.

Böylece Osmanlı basını, 1908'deki geniş yayın özgürlüğü beklentisinden çok daha sınırlı bir ortamda faaliyet göstermeye başladı.

Bu değişimi yalnızca tek bir kanuna veya tek bir siyasi olaya bağlamak doğru değildir. Savaş, siyasi mücadele, güvenlik kaygıları ve iktidar ilişkileri birlikte değerlendirilmelidir.

Sonuç: Özgürlük Arayışından Denetimli Basın Düzenine

II. Meşrutiyet dönemi, Osmanlı basın tarihinde büyük bir dönüşümün yaşandığı yıllardı.

1908'de sansürün fiilen aşılması, yeni gazetelerin ortaya çıkması ve farklı düşünce çevrelerinin kendi yayınlarını oluşturması, Osmanlı toplumunda kamuoyu tartışmalarının genişlemesine katkıda bulundu.

Tanin, Serbesti, Volkan ve İştirak gibi yayınlar, dönemin siyasi ve düşünsel ayrışmalarını farklı yönleriyle yansıttı. Kadınlar Dünyası gibi dergiler ise kadın hakları ve toplumsal değişim konularının basında daha görünür hâle gelmesini sağladı.

Ancak basın özgürlüğü kalıcı ve sınırsız bir yapıya kavuşamadı. 1909 Matbuat Kanunu, 1913 tarihli geçici düzenleme, siyasi baskılar ve Birinci Dünya Savaşı sırasında uygulanan askerî sansür, özgürlük alanını daralttı.

II. Meşrutiyet basınının tarihsel önemi, yalnızca gazete sayısındaki artıştan kaynaklanmaz. Bu dönem, farklı düşüncelerin ifade edilmesi, iktidarın eleştirilmesi, kadınların kamusal alanda görünürlük kazanması ve modern kamuoyunun gelişmesi bakımından önemli bir deneyim oluşturdu.

1908'de başlayan bu deneyim, kazanımları ve çelişkileriyle Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan basın tarihinin en önemli dönemeçlerinden biri olarak değerlendirilebilir.

Sık Sorulan Sorular

II. Meşrutiyet döneminde basın özgürlüğü ne zaman başladı?

II. Meşrutiyet 23 Temmuz 1908'de yeniden ilan edildi. İstanbul gazetelerinin sansür memurlarına nüsha göndermeden yayımlanmasıyla 24 Temmuz, basın özgürlüğünün sembolik başlangıç tarihi hâline geldi.

24 Temmuz neden Basın Bayramı olarak kutlanır?

24 Temmuz 1908'de gazetecilerin ön sansür uygulamasına karşı çıkarak gazetelerini sansür denetiminden geçirmeden yayımlamaları nedeniyle bu tarih Basın Bayramı olarak anılır.

1909 Matbuat Kanunu ne getirdi?

1909 Matbuat Kanunu, basın faaliyetlerini hukuki düzenlemeye bağladı. Ön sansürün kaldırılması ilkesi korunurken, yayınlara ilişkin bazı yaptırımlar ve devlet güvenliği gerekçesiyle geçici kapatma imkânı da mevzuatta yer aldı.

II. Meşrutiyet döneminde hangi gazeteler yayımlandı?

Tanin, Serbesti, Volkan, İkdam, Sabah, Tercüman-ı Hakikat ve İştirak dönemin önemli yayınları arasındadır. Ayrıca farklı topluluklara ait çok sayıda gazete ve dergi de yayımlanmıştır.

Kaynakça ve İleri Okuma

  1. Erol Ayyıldız, Matbuat, TDV İslâm Ansiklopedisi.

  2. Ayşe Eryaman, 1909 Matbuat Kanunu Matbuat Hürriyeti Getirdi Mi? İkinci Meşrutiyet Osmanlı Meclisi Mebusan'ında Matbuat Hürriyeti Tartışmaları (1909–1914), OTAM, Sayı 48, 2020, s. 43–63.

  3. Yusuf Taş ve Memet Yetişgin, II. Meşrutiyet'ten 31 Mart Olayına Türk Basını: İç ve Dış Politikadaki Gelişmelerin Gazetelere Yansımaları, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2025.

  4. Ömer Faruk Huyugüzel, Tanin, TDV İslâm Ansiklopedisi.

  5. Selim Sezer, Volkan Gazetesinde 31 Mart Vakası, Nişantaşı Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2017.

  6. Songül Keçeci Kurt, II. Meşrutiyet Dönemi Osmanlı Kadın Dergilerinde Aile ve Evlilik Algısı, Belleten, 2015.

  7. Hüseyin Güneş, Osmanlı Matbuatına Göre Hasan Fehmi Cinayeti, İçtimaiyat, 2023.

  8. Nesimi Yazıcı, İkdam, TDV İslâm Ansiklopedisi.

Not: Araştırmada özellikle 1909 ve 1913 mevzuatının özgün metinleri, Meclis-i Mebusan zabıtları ve dönem gazetelerinin nüshaları esas alınarak daha ayrıntılı doğrulama yapılmalıdır.

Yorum Gönder

0 Yorumlar